Kayıtlar

Cennetten Kovuluş - Ön Söz

Resim
İnsanın Cennetten kovulması kadim bir öyküdür. Bu öykü, insanın kendi tabiatındaki uslanmaz talepkârlığı ile birlikte yaratıldığını, kendisine bahşedilen cennet hayatının bile bu talepkârlığı eksiltemediğini anlatır. İnsanın cennette, cennetle bile tatmin olamayacağının, yetinemeyeceğinin ilk öyküsüdür bu.  İnsan var olduğu ilk andan itibaren, kendisi için talep etmeye başlamış, eline aldığı kader zincirini kendisi, sadece kendisi için durmadan, yorulmadan ve bıkmadan çekmeye başlamıştır. Çektiği kader zincirinin her halkası bazen hayat, bazen ölüm, bazen acı, bazen mutluluk getirmiştir. Ama o kendi kaderinin zincirini çekmeye devam etmiştir. İnsan aslında çektiği kader zincirinin azat olunmaz bir kölesidir de aynı zamanda.
Tanrı ilk insan olan Adem’i yaratır. Adem’in cennette canı sıkılır. Cennette canı sıkılan Adem’e eş ve arkadaş olsun diye Havva yaratılır. Tanrı, büyük cömertliğiyle, Adem ve Havva’ya cennette bahşettiği nimetlerden istediklerini yiyip içerek mutlu ve güven içind…

Yeşil Elbiseli Kadın - Öykü

Aracımı sokağın kenarında bulabildiğim dar bir araya henüz park etmiştim onu gördüğümde. Görmek dediysem bakıp fark etme değil, gözlerimin üzerine çivilenmesiydi başıma gelen. Üst sokaktan indi; etrafa bakınmasından bir yer aramakta olduğu belli oluyordu. Siyah düz saçlarının ucundaki dışa doğru hafif kıvrım, başının her hareketinde omuzlarına dokunup geçiyordu. Vücuduna tam oturan yeşil elbisesi, örtmesi gereken vücudu daha bir belirginleştiriyordu. İçimde, ince bir sızı gibi, derinlerde bir yerde peydahlanan küçük kabarcıkların göğüs kafesim boyunca yükseldiğini hissettim. Eteğinin ancak küçük bir kısmını örtebildiği biçimli bacakları, üzerine düşen güneş ışığının tamamını yansıtacak kadar dolgun ve beyazdı. Kalkmaya hazırlandığım araç koltuğuna yapışmıştım adeta. Kalkacak ne gücüm ne de isteğim vardı. Bana doğru gelirken o bacaklarla attığı her adımda kıvrılan ince beli, belinin her kıvrılışında kalçasının küçük atımlarla her iki yana sallanışı ve bu ahengin boynunda yarattığı salı…

Çizgilerin Efendisi - Öykü - 2.Bölüm

Ağaçların serin gölgesi karşı konulmaz davetkârlığıyla sanki beni çağırıyordu. Yavaşça indim. Şoförümüzün, güzel bir hanıma karşı unutkanlığını affettirmenin ötesinde, abartılı iyi niyet gösterisi sergilediğini tahmin etmek zor değildi. Benimle birlikte diğer yolcular da sıkıldıklarını belli edercesine birbirleriyle fısıldaşıyorlardı. Ama onlar kendilerini bahçenin serin davetkârlığına kaptırmamış, araç hemen hareket edecekmiş gibi hazır bekliyorlardı. Ben aracın bir kaç adımlık mesafesinde dolaşıyor, serin rüzgârın yüzümü yalamasının tadını çıkarıyordum. Tanımadığım pek çok farklı kuş sesinden oluşan müziği dinliyordum. Bu sürenin biraz daha uzamasını dilerken bir yandan da sanki üzerimde odaklanan bir bakışın tedirginliğini duyuyordum. Etraf bu hissimi anlamsız kılacak kadar kimsesizdi. Bende gözlendiğim hissini uyandıran gözleri bulmak için etrafı iyice taradım. Kimse yoktu. Etrafa bakınmam meyvesini hemen verdi ve az ilerde bir bank olduğunu fark ettim. Böyle sıcak bir yaz gününde…

Çizgilerin Efendisi - Öykü - 1.Bölüm

Resim
Yaz sıcağının bunaltıcı havasında, güneşin altında parlayan asfaltta hızla yol alan aracımızın çıkardığı sonu gelmez uğultu, sihirli bir ninni gibi bedenimi ve zihnimi uyuşturmuştu. Asfaltın üzerinde uzayıp giden kesikli beyaz çizgilerin hızla yol alan aracımızın altından birer birer geçip kaybolmasına gözlerim kilitlenmişti. Birbiri ardınca kaybolan çizgilerin nasıl da süreklilik oluşturduğunu düşünürken, derin ve dağınık sorular zihnime üşüşmeye başladı. Zihnimde belirmeye başlayan bir soru, daha tamamlanmadan ince bir kasılmayla sarsıldım.  “Aracı durdur.”  diye bağırdım. Araç sert bir fren sesiyle olabildiğince çabuk durdu.  Mücevher dolu çantamı düşürmüş gibi kendimi asfalta attım; ben daha hangi çizgiden başlayacağına karar vermeden aracın dururken yolun kenarından kaldırdığı toz bulutu ulaşarak beni içine aldı. Toprağın kuru kokusunu genzimde hissettim.  Az önce üzerinden geçtiğimiz en son beyaz yol çizgisini gözüme kestirmiştim; koşup, sıcak asfalta diz çöktüm ve ç…

Garip Bir Yapışma Vakası - Öykü

“Garip bir yapışma vakası…” diyerek günlüğüne not düşmüştü doktor. Açıklanamayan şeylerin açıklanamazlığını açıklamak için hep kullanılan garip nitelemesi belki de hiçbir muammaya bu kadar uymamıştı. Kasabanın üzerine çökmekte olan bu lanetten önce garip sözcüğünün tüm garipliğine rağmen yine de bilinir, aşina bir tarafı, bir sınırı vardı bana göre. Fakat o olaydan sonra garipliğin sınırının havsalamızın çok ötelerine vardığı, garip bir şekilde akıllara kazınacaktı. İnsanların kendilerinin yarattığı karmaşanın basit sonuçlarını tanımlamakta kullandıkları bu niteleme, artık yeni bir anlam kazanmıştı. Bu vakanın hikayesini anlatmak bana düştü. Çünkü ruhumun derinliklerinde yaşanan olaydan kendimi sorumlu tutan bir taraf hep var oldu. Bu duygunun veya saplantının nedenini açıklayamam ama garip şekilde içimde varlığını sürdürdüğünü itiraf etmeliyim. Belki de ilk defa bende ortaya çıkmasıydı bu vakanın gizli suçluluğunu ruhuma yapıştıran. Fakat ben böyle bir cezaya çarptırılabilecek son i…

Sevgili Oğlum - Mektup

Sevgili Oğlum Ahmet Ferid,  Evden ayrılalı fazla bir zaman geçmedi. Fakat geçen bu kısa zaman, bana hayatımdaki yerinin büyüklüğünü göstermeye yetti. Evden bu kısa ayrılışın, sende nasıl duygular uyandırdığını bilemem. Umarım ki geleceğe dair kurduğun hayallerin, ideallerin ve planların içerisinde bana mütevazı bir köşenin ötesinde yer ayırmıyorsundur. Kurduğun büyük hallerin arasında bana vereceğin mütevazı, küçük bir yere inan seve seve razıyım. Sakın bu dediklerimi senden vazgeçtiğim şeklinde yorumlama. Ya da duygularını yokladığında bu kısa ayrılışın sende bendekine benzer sarsıcı bir etki uyandırmadığına bakarak sevgimin karşılıksız kaldığını düşünüp de mahcup olmayasın. Baba oğul ilişkisinin gözlerden uzak doğasındaki gizli bir gerçektir bu. Ben geçmişi temsil ederken sen geleceği temsil etmektesin. Ben yüzümü sana döndürmüşken sen yüzünü, olması gerektiği gibi, geleceğe döndürmüş bulunmaktasın. Hiçbir baba oğlunun kendisine takılıp kalmasını, öteye geçmemesini arzu etmez. Baba…

Sen Kimsin? - Öykü

Resim
Asırlık sokağın taş kaldırımında, aksayan ayaklarının çıkardığı ahenksiz seslere, sadece çöp bidonlarında süren ziyafet telaşının sokaktaki yankıları eşlik ediyordu. Güneşin batmasıyla hızla tenhalaşmaya başlayan şehrin bu yanında, bu saatte, çöp bidonu kapağının keskin tıngırtısı, ötekileri kovmak için havlamalar, öfkeli hırıltılar, kedi çığlıkları ve tıslamalarından başka ses duyulmazdı. Kaldırımda telaşla dağıtılan çöp poşetinden kurtulan bir teneke kutunun koşan bir haykırış gibi sokağın üst başından başlayan tıngırtısı, gecenin ürkek sakinlerini susturarak süren ziyafete ara verdirdi. Başlar kaldırıldı, kulaklar dikildi, hava koklandı ve rutinin egemenliğinin sürdüğüne karar verildi. Tıngırtı daha sokağın alt başında içli bir hıçkırığa dönüşüp kaybolmadan, ziyafete geri dönülmüştü. Şehrin görkemli, kalabalık ve hiç uyumayan yeni semtleri ile bu eski, dingin ve tenha sokağın kaderleri her şeyi sıradanlaştıran bilincimizin münzevi mabedinde aynı elle yazılmıştı. İster ürkek sakinle…